ışıl dirican etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ışıl dirican etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2020 Cumartesi

Fazla karbonhidrat bana bunları yazdırıyor.



Dalın ağırlığını, altı çocuklu serçe annesi test etti.

Daha öncesi var, boylu boyunca atların serbestçe koştuğu şatonun tek fıstık ağacına rüzgar şarkı söyletmişti.


Surlar boyunca tek bir göz pencere dışarıya bakardı onun da sahibi zindanlar kadar karanlık tüylü bir kediydi. Ender de olsa bu pencerede bir çift ayak da  görünürdü. 


Parmakların arasını açma konusunda çalışmalarını sürdürürken "bu toynaklar yani bu ayaklarla ne güzel çile çözülür" düşüncesi geçerdi.


Yıllar sonra bu şatoya tek gecede ek kule inşa ettiler. 

Gemi bacaları çıktılar yetmezmiş gibi üzerlerine.

Hayaletler de o zaman geldi işte.


Kokular vardı, üzüm yapraklarını çaldılar yerine yaprak dolmalar diktiler.


Mahallenin çocuklarından kan aldılar, tahlillerin sonuçlarını daha vermediler. Ama daha önce böcek evi yaptılar, çapraz kanatlı olanları kabuslara saldılar, “hiç yoktan iyidir” dediler.


Uçan balonları vardı ellerinde ama saydam oldukları için hiç kimse görmedi. “Parti on dakika sürecek ona göre nizami sevinin” diye de eklediler.


Nehir, tam bu sırada yer altında kıvrılmaya devam etti. “Simli iplerin kaçakçılığını yapsam kim ne diyebilir ki” hırlayarak iç geçirdi.


Sadece camdan oluşan kafasıyla sansar, “sizinle tanıştığıma memnun olsaydım ne olurdu sanki” hicivli kekeledi.


Mısraların gerekliliğine inanmayan ve kulağı sürekli aynı tonda çınlayan muhabir ise maskesini dirseğinde çok havalı olduğunu hissetti birdenbire..


7 Haziran 2020 Pazar

Sıradan bir gün de bunlardan birkaçını mutlaka yapıyorum

Sabahları defter tutuyorum bir saat.

Öğlene doğru sosyal ağlarda etkinlikler oluyor onlara online olmaya çalışıyorum.

Sonra keçe yada fimo işlerime dalıyorum bunlarla birlikte netflix yada storytel mutlaka açık oluyor.

Akşam da artık bloglamaya başladım. Gene de az üretiyormuşum gibi geliyor neden acaba 😬 
Bu arada çok iyi montaj programı indirdim....




29 Nisan 2017 Cumartesi

Editsizler2


Tektaban

Mor parıltılı mavi ceketinin önünü yandan taktığı baharat kesesiyle kapatıyordu. Başının üzerinde taşıdığı uğurlu sembolü ise heyecanlandığında yeşil neon renkte parlıyor hızla kendi etrafında dönüyordu. Tektaban nazik tavırlı bir olmasına rağmen burnunun üç parmaklı eldiven gibi sarkması, bunun yeterince felaket göründüğü yetmiyormuş gibi yeşil yapışkan jöle akıtması insanın midesini havaya kaldırmaya oradan da yerlerde süründürmesine sebebiyet veriyordu. Uzaktan, arkadan, üsten ve yandan  görseniz tavşan sanabilirdiniz ama  bu tamamen hata olurdu. Çünkü onlar gibi (tavşan kardeşler gibi) koşamıyordu ayrıca havuçtan nefret ediyordu. Her zaman ilk tercihi turp olmuştur.

“Tektaban” isminin konulmasının sebebini şöyle izah edebiliriz (biz tüm tarihçiler yani) familyasında ki herkesin “tabansız” diye çağrıldığı yada dedikodusu yapıldığı sonsuz çayırlarda, kendisinin “düşük göbek deliği” sendromlu olması ve de hep çuval yarışındaymışçasına zıplayarak hareket etmesin dendi. Neyse ki o da, (aslında  hatalarını dert etmesi gereken tüm canlılar gibi) kendinle barışık birisiydi. Esasen onun canını sıkan şey halk olarak toprak altıda yaşıyor olmalarıydı. Sanki nezaket derslerini lağım farelerine hava atmak için seçmeli ders olarak almıştı. Diksiyonunu düzeltmek uğruna ne çok me me mi mi ma ma  alıştırması yapmıştı. Her manava gittiğin de (tahmin edersiniz ki sadece havuç satılan korkunç bir yerdi) sözlerin özenle seçerdi,

“Bana şuradaki turuncu kardan adam burunlarından sarar mısınız lütfen?” Hem bunlarım kırmızısını kobalt mavili sini neden yapmıyorsunuz kuzum? Çeşitlilik müşteri çeker bunu anlayın artık.
Ama bu kese kağıdı hiç oluyor mu? Daha şık bir şeylere mesela milaş kağıtlı pembe kutulara koysanız ya şunları. ”  
Belli başlı yumuşak tonda çirkefleşme cümleleriydi.

Laflarını dört ayrı kolunu ahenkle hareket ettirerek söylerdi. Hatta parmakları da eklemlerinden bağımsızca ayrı oynardı. Bu esnada istese üç dört orkestrayı rahatlıkla idare edebilirdi. Onu seyreden ufak çaplı performans sanatı izliyor sanabilirdi. Çok hoştu bunlar, ama bir o kadar da hayatı zorlaştırıcıydı. Çünkü ne zaman o bir yerde konuşmaya başlasa küçük böcekler seyretmeye toplaşır, onun taklidini yapmaya ve kıkırdamaya başlarlardı.
Torrintarya açık fikirli yaratıkların yaşadıkları bir mecra olmasına rağmen yer altıda kurallar çok katıydı.

(Devamı var)

5 Nisan 2016 Salı

Fenomen olacağıma menemen olmayı tercih ederim


Ben de kişisel gelişim kitabımı buradan ( peyderpey) yayınlarım.

 Notingen: Daha çok yaratıcılık hakkında geçen yaz kafamda toparladıklarım. 

Doğmamış danazora mektuplar (part1)


Hayat bizi hep aşağıya çekmek isteyecek. Onunla mücadele edebilmek için elimizin altında silahlarımız olmalı. Hem de binlerce çeşitli güçleri olan, çünkü o her defasında başka bir şekilde karşımıza çıkıp sinirimizi bozmakla kalmayıp bize dünyamızı başımıza geçirecek kararları aldıracak.
Korkunç zaaflar geliştirecek, çıkmaz sokaklara sokacak, kendi kurduğumuz labirente muhabbet hapisler de yatıracak.

Ben bu hikayeyi biliyorum ben bu kitaplardan çok okudum diyorsan haklısınız ben de aynısını fazlasıyla yaptım,o kitapların bazıları “başarılı ol!” stresini daha fazlaca hissettirip kendime taptaze aşağılık kompleksleri edindirdi.

Bazıları özel olarak sadece yaratıcılıkla ilgili.
Burada da yani sanatsal üretim de çok daha büyük problemler var, yaptığımız işleri sergilemek onları satmak ve sosyal medya da cazip hale getirmek extra enerji, bilgi ve çevre gerektiriyor.
Sosyal medyada başarılı olmak için sürekli bir  şeyler satın almak isteyen, her şeyi beğenen akrabalarınız olmalı. (Aslında böyle şahane bir grup akrabanız varsa beni hemen aranıza almanızı isteyeceğim:)

Sosyal medyayla ilgili genel davranışları daha sonra yazacağım
Bu kitaplar her türlü fenalığa rağmen kendimle iyi anlaşıyor olmamı sağladı. Bana kesinlikle Level atlattılar. Özellikle bizim ülkemizde mutlu olmak bu kadar aşağılanırken...

Bu kitaplara ve söylediklerine cidden önem vermem kendi bataklığımdan çıkmamı sağladı.
Şimdi, benim de kendime ait umutsuzluktan çıkış haritamı çizmemin zamanı geldi.
Artık yelken açma zamanı yani. Bunun çok zaman önceleri bile kitaplara, defterlere notlar aldım, bu dünyadan nasıl davranırsam daha az zarar görüm çoğunu belirledim.

Hepsi diyemiyorum tabi insanlar yüzyıllardır değişmese de günlük hayatın kuralları sürekli değişiyor (mesela sosyal medya) tüm bu yeniliklere ayak uydurmak, kendini geliştirmek ve yeni panzehirleri bulmak gerekiyor. 
Bunları yapmadığım zamanlarda kendimi yastığına ağlayan çocuk gibi  görüyorum. 

Ağlamaktan ( bitişin son noktası olması anlamını taşıdığından) hep nefret etmişimdir.
Ve bunun ne kadar çözümsüz melankoli olduğunu da çok yakından biliyorum. Hemen yeni kitaplar notlara kendimi uğurluyorum.

Umarım sizde kendi deneyimlerinizi yazarsınız bir yerlerde yayınlarsınız. Okuyucunuzun olacağımdan hiç kuşkunuz olmasın. Ve herkesin kitabı olmasından yanayım onuda bildir şimdilik serin taş duvarlı malikaneme çekilirim..


6 Ocak 2014 Pazartesi

Deli gibi beklenen kitabım sonunda çıktı :)

http://www.mobidik.com/e-kitap/345/buraya-havali-bir-baslik-gelecek
yada: http://www.mobidik.com/?t=yeni


"Acaba kim yayınlayacak" falan diye yayın evleri arasındaki rekabet sonlandı.

Mobidik'e verdim PDF'i kurtuldum hemşerim.
Bu konuya döneceğim ve fakat hazırlamam gereken ziyafet sofrası (7 kişilik dev bir masa) beni bekliyor... Evinizin sanat yönetmeni iş başında, kitabın sonında kimlere teşekkür ettim
hayatımın hangi dönemini satırlarıma taşıdım Az sonra...
  Ekrana KC girelim lütfen :) 
Bari bir de yazar pozu çektireyim şöyle düşünüyormuş gibi olanlardan tam olsun.

Şaka bir yana kolajladığım defterleri herkes bilir onlara çok kısa hikayeler yazdım Sena editledi sağ olsun.
Mobi de yayınladı. 
Mobidik baya iyi davrandı, aslında  yayın evinden görmediğim ilgiyi gördüm diye bilirim.
 Bu tabi ki başlangıç çizeceğim çocuk kitaplarını, çizgi romanları falan buraya koymayı düşünüyorum. 
E-dergi, E- kitap kesinlikle benim tarzım (bu kadar görseli bastırmak, bu fiyatlara kesinlikle imkansız)
tamamı kolajlı bu defterlere devam edeceğimi de bildirir küçüklerin gözlerinden ...


13 Nisan 2013 Cumartesi

efekt odası



“Yarın gece gizlice efekt odasına girelim” dedi dahiyane planı buydu.
Sesindeki histeriyi kaybetmeden devam etti orada “binlerce ses ışık ve tırnak törpüsü var biz seslerin olduğu kutuyu olduğu gibi çalalım” da dedi.
“Eee” dedim eşeklik etmesek eyi olur'un kısaltmasıydı bu.
Bana değil de telefona konuşur bir hareketle devam etti “işte bu sesleri oraya buraya yerleştiriz mesela sevmediğimiz birinin evine gergedan geğirtisi yerleştirsek fenamı olur?”.
Hiç cevap beklemediği belliydi.
“Sonra bir genel müdürün odasına taverna ışıkları yerleştirsek çok önemli toplantı sırasında zart diye dışarıdan açıp kapasak?”
Yüzündeki sevinç en parlak ayla yarışacak gibiydi.
Sustum artık hiç konuşmasam da olurdu
Birine çok iyi olduğu için nefret ede bilir miydim? Bunun gibi  soruları düşünerek yürürken kendimi büyük saat kulemin altındaki zilçalmaz ambarında buldum.

 Devamı yazılıyor...

30 Kasım 2012 Cuma

maskenin (foto roman)

Madem face koydum buraya haydi haydi koyabilirim artık:
Böyle sıradan başlayan sonradan fantastik boyutlara varacak bir hikayemiz var. Eskiden bu tür çalışmalarla sergilere dergilere katılırdım sonra iş güç girdi araya. Foto Romanımızla ilgili çeşitli niyetlerimiz var tabi de sizinde öneriniz varsa mailimi yazıyorum
ahan da yazdım: isildirican@gmail.com üstelik telefondan daha itibarlı iletişim kanalımdır.

4 Ekim 2012 Perşembe

sergi gezdik, alış veriş yaptık

Gerçi serginin fotoğraflarını argun fash diske attı ama biz genede çektik.

 Nasıl anlıyormuş gibi baka biliyor muyum?

 Bu gün gevşek bir günümüzdeydik pardon.

Fotoğrafları sena çekti bunu değil tabi.

28 Ağustos 2012 Salı

bakkal defterim


Open publication - Free publishing - More daily

Kesip biçip yapıştırdığım defter bitii,
tabi yaklaşık 190 sayfanın hepsini koyamadım ama bir şekilde dijitale aktarmam gerekiyordu
allem ettim kallem etim dergi şekline getirmeyi başardım
ne tekim (ortalığa saçılmadan) hataları görmenin başka yolu yok.

26 Nisan 2011 Salı

eskiz01_02

Arkadaşımın kitabını çizmeye başladım :)=
eskiz aşamasındayım, her aşamasını yayınlamak istiyorum: