6 Aralık 2020 Pazar

Bir millet aşıdan tırsıyor olabilir mi acaba?


 Pandemi sen nelere kadirsin... Nişantaşı'nın ünlü kafesi bizim mahalleye taşınmış ya, kapalı falan ama olsun.

Neden bahsetsem bir sürü gariplik var gülebilirim de sinirden delirebilirim de. Daha çok belgesel izleme modundayım.

Netflix bizim tapon / yeteneksiz yönetmenlere rezil olma fırsatı vermiş. Arkadaş bu ne üdüğü belli olmayan dizilerden kaçtık ta dijital kanallara yöneldik. Bu bize reva mı?

Well Hasıl bütün aşklar bir gün mutlaka biter onun için kendi kurduğun oyunun başrolümde olmaya çalış olur mu günlük.

Aynı zamanda işlerin, kişilerin, rollerin her an değişebileceğini de hatırlatırım. 

İlk iğneyi vurulma konusunda hevesli olmayacağımı da belirteyim bu arada.

Nasıl olsa "bugün iğne yarın disco" diye bir durum olmayacak...

10 Ekim 2020 Cumartesi

Fransa da "La havle" caffesi açmadan önceki notlarım

 



sana yazamadım çünkü bilgisayarımı nereye tıktığımı bilmiyordum.

Fakat monitörümün yerini biliyordum; gardolabımın içinde

kışlıklarımın koynunda uyuyordu. 


Bu da bizi kitaplara, çizimlere ve kesimlere götürüyor.


Honore De Balzac okuyorum seri olarak.

İlk gençlik yıllarımda okumuştum yada izlemiştim.

Belli ki hiç “o kafalarda değilmişim”.

İroni desen onda, gerçekleri şap şap surata sıvamak onda

yaşasaydı kaş göz de onda olacaktı kesin.


Asetonla temizliğin ölü fırçalar üzerindeki etkisini araştırıyorum.

Faz 29 lar dayım.

Çok enteresan, birkaç yıldır tinerin içinde bekleyen vernik fırçamın

kendiliğinden reenkarne olmasını bekliyordum.

Daha da beklerdim de bu aydınlanma çağında (koronalı) kimya bilimine

yöneldim bütün ev hanımları gibi. 

Her neyse o fırça bugün iki güçlü temizlik deterjanıyla münasebete girdi.

Ama gene de “ben yumoş değilim” bakışlarını üzerimden çekmemişti.

Son çare yapış yapış yüzeyini asetonla silmek zorunda kaldım.

... Ve sonuç mükemmel.

Kedi fırçasıyla da fırçalanınca ilk günkü havasına kavuştu.

Acaba plastik torbaya koyup vakumlayıp öyle mi saklasam

onu düşünüyorum gara gara.


Netflix de şatolu, hayaletli, duvarları gıpraşmalı sinir bozucu bir dizi seyrettim

en son, sırf kızın oyun evi tasarımını merak ettiğim için.  

Bir de karavan evler ilgimi çekti (tiny house nation)

aşırı dar alanları nasıl 4 kişilik ev haline getirdiklerini görünce

üzerime bi gülme geldi gene.



27 Eylül 2020 Pazar

Gidenler bi de hava mı atıyorsunuz? Tuhafsınız

 


Ben İstanbula sığamıyorum nerde kaldı sahil kasabasına sığışmak. 

Gitmesem de oturduğum yerin yakınlarında en az sekiz sinema olmalı. Aynı zamanda galeriler, cafeler, sanat malzemesi satan kırtasiyeler ve kitapçılar yolumun üzerinde olmalı, hafta başları yeni çıkanlara bakmalıyım canlı canlı hissetmeliyim onları.


Bu minvalde Eminönü, Şişli, Bebek koyu kırmızı çizgim sayılabilir. Yaz aylarında deniz havası da lazım ama sabaha kadar insan gürültüsü, şezlong mafyası, "bu suya kaç kişi işemiştir" düşüncesi…


Ayrıca insan kazanımlarından asla vazgeçmemelidir. Netflix de sosyal medyanın zararlarını anlatan belgesel seyrettim evet 16 yaşındaysanız ve süzme salaksanız her şeyin kölesi olabilirsiniz zaten!.

Artısı eskisinden fazla ise takipleşmeye devam.


“Kendimi bulmaya gidiyorum” klişesi emeklilerin “param bitti anca buraya yetiyorum” un zen hali. Oralarda sokaklar o kadar dar ki sevmediğin kişiyi görsen kertenkele olmak istersin. Bkz; Doc. Martin kartpostal olarak adlandırabileceğimiz kasaba da nasıl sinir sahibi oluyorsun. Hazır netflix demişken THALIDOMIDE mağdurları da seyretmenizi tavsiye ederim. Malum aşı bekliyoruz da.


Temizlik hastalığım bir üst seviyeye taşındı, şöyle ki aseton ve kulak pamuğuyla üçlü prizleri temizliyorum. Daha acayibi, bazı aletlerin içini açıp temizliğini yapıp kapatıyorum (bazı havalı küçük ev aletlerinin içini görseniz beş lira vermezsiniz). Buradan bütün cif ailesine, pas sökücülere ve tabi manikür aletlerine katkıları için sonsuz teşekkür ediyorum.


Yemek konusunda cookie tariflerinden sentez yapma aşamasındayım. Çizim, nakış, doll_art işlerimi rutine bağladım zaten.


Gerisi laf ü güzaf.



19 Eylül 2020 Cumartesi

Fazla karbonhidrat bana bunları yazdırıyor.



Dalın ağırlığını, altı çocuklu serçe annesi test etti.

Daha öncesi var, boylu boyunca atların serbestçe koştuğu şatonun tek fıstık ağacına rüzgar şarkı söyletmişti.


Surlar boyunca tek bir göz pencere dışarıya bakardı onun da sahibi zindanlar kadar karanlık tüylü bir kediydi. Ender de olsa bu pencerede bir çift ayak da  görünürdü. 


Parmakların arasını açma konusunda çalışmalarını sürdürürken "bu toynaklar yani bu ayaklarla ne güzel çile çözülür" düşüncesi geçerdi.


Yıllar sonra bu şatoya tek gecede ek kule inşa ettiler. 

Gemi bacaları çıktılar yetmezmiş gibi üzerlerine.

Hayaletler de o zaman geldi işte.


Kokular vardı, üzüm yapraklarını çaldılar yerine yaprak dolmalar diktiler.


Mahallenin çocuklarından kan aldılar, tahlillerin sonuçlarını daha vermediler. Ama daha önce böcek evi yaptılar, çapraz kanatlı olanları kabuslara saldılar, “hiç yoktan iyidir” dediler.


Uçan balonları vardı ellerinde ama saydam oldukları için hiç kimse görmedi. “Parti on dakika sürecek ona göre nizami sevinin” diye de eklediler.


Nehir, tam bu sırada yer altında kıvrılmaya devam etti. “Simli iplerin kaçakçılığını yapsam kim ne diyebilir ki” hırlayarak iç geçirdi.


Sadece camdan oluşan kafasıyla sansar, “sizinle tanıştığıma memnun olsaydım ne olurdu sanki” hicivli kekeledi.


Mısraların gerekliliğine inanmayan ve kulağı sürekli aynı tonda çınlayan muhabir ise maskesini dirseğinde çok havalı olduğunu hissetti birdenbire..


13 Eylül 2020 Pazar

porsche si olan adamın sürekli hava atması gerekmez mi ne işi var halkın arasında


Sen de mi atiye kapanmaya başladın, yalnız sen bu diziyi atv satardın zaten... Niye ressammış gibi havalara girdin. Yemek tezgahında düzüşme olaylarına yeltendin ki ilk bölümlerde. Değişik bir sözün var sandık; sen kuantum fiziğini tiradına bağladın yaa olayları. Hele Göbeklitepe de ekmek çıkmayınca Kapadokya ya gizli geçit buldun ya  brawo gerçekten! Bu gidişle oradan da Mekkeye yada en iyisi Ayasofya ya paralel evren niyetine ışınlanır sın artık... 

💨💨💨💨💨💨💨💨💨

Fakat bundan da bana ne esasen biz kendi sanatımıza bakalım. 

Demiştim arka sokakta seramik atölyesi ve dükkanı açıldı diye bu hafta tanıştık hanımefendiyle yakında saksılar pişirmeye başlarsam sakın şaşırma günlük.


ve bu hafta sonu turşuluk malzeme almak için Beşiktaş pazarına gittik fevkaladenin fevkindeydi yeşillikler falan.

Girişinde bir adam arabasını öyle bir park etti ki annemden fırçayı yedi haklı olarak
 
bu arada araba 


porsche idi 

alışverişe gelen adam tam bir kıroydu bence lahmacununa taze maydanoz almaya geldiği açık seçik görülüyordu...