Geçen gün bir kahve barına gittim, dışarıda sicim gibi
yağmur yağıyordu. Bu gözlerime de ilham veriyordu. Gündelik dertlerin dışında aslında önemli de bir şey olmuşta
değildi, sadece görünmez bir şey boynuma yapışmış beni boğmaya çalışıyordu.
Barda tünemiş döktüğüm şekerlerle çizim yapıyordum ki birden alora belirdi ,
her zamanki sırıtık suratıyla üzerinde personel önlüğüyle karşımdaydı.(tatam!)
Sevindim tabi, ne zamandır kendimde bir eksiklik
hissediyordum
belki de sinirimin sebebi de oydu.
Şimdi bile yazarken yüzüme mutluk yayıldı.
Hemen masamı siliyormuş gibi yaptı “N'aber? Uzun zaman oldu
ne alemdesin? Bitkin görünüyorsun? " Diye peş peşe soruları yağdırdı.
Ben ise hiçbirine cevap vermedim tabi. Bu tür soruların cevaplarını önemsemeyeli
çok olmuştu zaten. Biraz muhabbet ettik, haftada iki gün burada çalışıyormuş
mecburi hizmet gibi bi şeymiş bu. Bir haftada müşterileri ezberlemiş, hem de
dedikodu yapacak kadar. Mesela şu adam dişlerini yeni yaptırıyormuş doktoru bu
alış veriş merkezinde olduğu için an be an adamın dişli geçmiş zamanını
anlattı. Şimdi ağzı boş bir kuyu gibiymiş. Haftaya protezli halini görmeyi iple çekiyormuş.
Şu iki ders çalışan kızın sürekli başkalarıyla
mesajlaştığını ve asla ders çalışmadıklarını sadece evdekileri kandırdıklarını
da yetiştirdi.
Bunun gibi şeyler konuştuk. Havaya bakıp yaz tatili
hayallerimizi bir birimizin suratına fırlattık. İkimizde aslında çeşitli
monitörlerin başında geçirecektik
ama sanki saklı bir cennet varmış gibi konuşmaya devam ettik.
O andan itibaren diğer bütün dertlerimiz bitmişti. Alerjik
nefes almalarım durdu onun sesi daha
insan gibi çıkmaya başladı,
hızını alamadı bana yeni yazdığı hikayesini
anlattı. Yarım yamalaktı ama bu haliyle bile insanın canı çizmek istiyordu. Diğer
çalışanlar bize didikleyen gözlerle bakınca süremiz dolduğunu anladık.
Uzaklaşırken bana “iyi günler efendim
gene bekleriz” diyerek ergen işareti çaktı.
Dışarı çıktığımda yağmur durmuştu ve yerde çeşitli gökyüzü kolajları oluşturmuştu...
