3 Şubat 2014 Pazartesi

Bakalım bu sene pırlanta rekoltesi ne olacak?



"Başkasının hüznü senin mutluluğun oluyorsa bir baktır kendini tamirciye”  Nayrobi ata sözüyle başladım sözlerime.

İnsanın alıp da okumayı unuttuğu resimli kitabı bir pazar günü bulması yazlıkların cebinde elli kağıt bulmasına benzer. Biraz uzun yazacağım galiba... 
Kursun  faydası bu oldu. Kendini aşması gerekiyor zaman zaman insan, bazen başkalarının kısıtlamalarını kendi gerçeği haline getiriyor ki bu fazlasıyla fedakarlık oluyor.
Bakıyorum otuzlu yaşlı arkadaşlarım gençlikle - yaşlılık arasında çok bocalıyorlar insan “ben de mi böyleydim acaba?” demeden duramıyor. 
Aslında başkasına akıl vermek neredeyse imkansız bir şey.
Ancak gerçekten anlamak isteyene, saz enstrümanı çalan sivrisinek arkadaşlar bile ustalık edebiliyor. Kendimden biliyorum. Öğrenme biçimleri icat ettim kendime, direnç gösterdiğim tüm yöntemleri çöpe attım. 
Mesela ezber olmadan hayat çok zor ben bunun için değişik yöntemler deniyorum. Görsel hafızaya yüklüyorum o işi. Ya da onunla ilgili bir anı geliştirmeye çalışıyorum kafamda. Eğlenceli de böyle. 
Hayattan kopmaktan da korkmuyorum. Zaten işler güçler hep geçici. Kar amacı güden bir işletmede bunun böyle olacağı o kadar açık ki. Biz kendimizi kandırıyoruz hep. Bu kandırma işini öğrenme yöntemleri üzeride deniyorum şimdi mirim. Değişik bakış açısı geliştirmeyi başarmış arkadaşlara da bayılıyorum. 
Ciddi konular bir yana şubat geldi galiba kuyumculardan reklamlar gelmeye başladı 14 şubat kutlamaları için pırlanta şart. Tabi bu iş gene metresler yarayacak. Evdeki tavuk çiçekle geçiştirile bilinir.
Kütüphanemde bulduğum perili kitaba dalayım şimdi bakalım deniz kızları, gizemli şatolar, uçan gülücükler var mı?